Yazın Renkleri

Yazın Renkleri

Güneşin yüzünü daha sık gösterdiği günler yaşıyoruz. Doğa uyanıyor, renkleniyor. Enerjimizi artıran pozitif renkler; stilimize yansıyor. İşte 2010 yaz modasında popüler renkleri.

Pudra Tonlar

2010 bahar sezonunda severek kullandığımız pudra tonlar, yeni sezonda da etkisini sürdürüyor. Esmer ve kumral tene çok yakışan pudra tonlarını her ortam ve günün her saati için özgürce kullanabilirsiniz.

Pudra renkli kıyafet ve ayakkabılarınızı; kahverengi, siyah, beyaz, parlament mavisi ve koyu yeşille kombinleyebilirsiniz.

Lacivert

2010 yaz modasının öne çıkan trendi marineyle birlikte lacivert tonları altın çağını yaşıyor. Kızıl ve beyaz tene çok lacivert tonları özellikle ofis ortamı için ideal.

Lacivert renkli kıyafet ve ayakkabılarınızı marine trendine uygun beyaz ve kırmızı; pudra, ten rengi ve açık maviyle kombinleyebilirsiniz. Lacivert; baskın bir renk olduğu için çok açık renklerle bir arada kullanabilirsiniz.

Ten Rengi

Pastel renklerin karşı konulamaz etkisi; ten renginin popülerliğini artırıyor. Esmer tene çok yakışan ten rengi kıyafetler yaklaşan düğün ve mezuniyet törenleri için ideal bir renk.

Ten rengini kıyafet ve ayakkabılarınızı; kahverengi, koyu pembe, koyu yeşil gibi baskın renklerle kombinleyebilirsiniz. Aksesuarlarınızda dore renkler kullanmak görüntünüze ışıltı katacaktır.

Beyaz

Bir moda klasiği olan beyaz; yeniden gündemde! İstinasız her ten rengine yakışan beyaz; günün her saati ve her ortam için uygun bir renk.

Gömlek, elbise ve ayakkabılarda görmeye alışık olduğumuz beyaz renk; 2010 yaz modasında güneş gözlüğü ve saatlerde bile karşımıza çıkıyor. Özellikle tatil sonrası bronz teninizle bütünleşecek beyaz renkli kıyafet ve aksesuarlarınızı şimdiden hazırlayabilirsiniz.

Askeri Yeşil

Askeri detaylarla süslenen ceket, ayakkabı ve çanta modellerinden sonra 2010 yaz modası askeri yeşil tonlarına ev sahipliği yapıyor.

Sarı, açık mavi, beyaz, krem rengi gibi açık renklerle kombinleyebileceğiniz askeri yeşil tonları günlük kullanım için ideal!

Sandaletlerle Kıyafet Uyumu

Sandaletlerle Kıyafet Uyumu

2010 yaz modası birbirinden farklı sandalet modellerine ev sahipliği yapıyor. Parmak arası, kafes, gladyatör, bantlı. Peki, sandaletlerimizi nasıl giyelim? Zımba, zincir gibi trendi detaylarla süslenmiş sandaletlerinizi kot etek, uzun elbiseler, şortlar ve mini elbiselerle birlikte giyebilirsiniz. Spor modellerdeki bu tür sandaletler günlük kullanım için uygundur ve rahat ve şık kesimli kıyafetlerle kombinleyebilirsiniz. 2008 yaz modasından itibaren giymeye alıştığımız ve sevdiğimiz gladyatör sandaletler yeni sezonda da hâkimiyetini sürdürüyor. Bilekli modeller bileği ince kadınların kullanımı için idealdir. Kapri pantolonlar, kısa elbiseler ve şortlarla birlikte giymek için uygundur. Asi bir görünüm sergilemek istiyorsanız; yaz modası tek parça tulumlarla kombinleyebilirsiniz. İnce ayaklara sahipseniz parmak arası sandaletleri rahatlıkla tercih edebilirsiniz. Ayaklarınızın güzelliğini ortaya çıkaracak parmak arası sandaletler günün her saatinde kullanım için uygundur. Taraklı ayak yapısına sahipseniz sandalet seçiminde zorluk yaşayabilirsiniz. Yeni sezonda taraklı ayak yapısı için üretilmiş ön kısmı bantlı sandaletler ayaklarınızın daha ince görünmesini sağlayacaktır. 2010 yaz sezonu boyunca giyebileceğiniz sandalet renkleri; dore, krem, siyah ve lamedir. Özellikle dore renkli sandaletler her renkte kıyafetinizle uyum sağlayacaktır. Sandalet giyip dışarı çıkmadan önce ayaklarınızın bakım olmasına dikkat edin. Manikür zamanınız geldiyse kesinlikle ertelemeyin. Pembe, kırmızı, bordo gibi rengarenk ojelerle tırnaklarınızı renklendirebilirsiniz. Yolda yürürken ayaklarınız tozlanabilir, kirlenebilir… Her ihtimale karşı yanınızda mutlaka ıslak mendil bulundurun. Olası bir kaza karşısında hemen müdahale edebilirsiniz. Ayaklarınızın çevreden gelebilecek kirlenmeye daha korumalı olması için az miktarda vazelin sürebilirsiniz.

Sıcak Havaların Sağlığa Etkisi

Sıcak Havaların Sağlığa Etkisi

Yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte artan hava sıcaklığı ve nem başta hamileler, bebekler, yaşlılar ile kronik hastalıkları olanlar başta olmak üzere insan sağlığını olumsuz etkileyebiliyor.

Trakya Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Galip Ekuklu, yaptığı açıklamada, küresel ısınma ve iklim değişikliğinin etkisiyle sıcaklıkların, bazı bölgelerde mevsim normallerinin üzerinde seyredebildiğini, bu durumda vücudun adaptasyon sistemini olumsuz etkilediğini belirtti.

Aşırı sıcaklardan dolayı yaşanan sağlık sorunlarının başında aşırı sıvı ve mineral kaybının geldiğini ifade eden Ekuklu, bu kayıplardan en kolay etkilenen risk gruplarının ise bebekler, çocuklar, hamileler ve yaşlılar olduğunu ifade etti.

Sıcak havalarda özellikle bu grupların daha dikkatli davranması ve olumsuzlukları en aza indirecek önlemler alması gerektiğini vurgulayan Ekuklu, şöyle devam etti:

“Aşırı sıcaklar, insanlarda sıcak çarpması kas krampları, bulantı, kusma, kalp ritm bozuklukları, bilinç kaybı, beyin ödemi, gıda zehirlenmeleri, cilt yanıklarına neden olabilir. Bu sorunlar içerisinde en sık karşılananı ise sıcak çarpmasıdır. Aşırı ısı artışının neden olduğu bu tabloda kişide aşırı terleme, halsizlik, yorgunluk, baş dönmesi, bulantı, kusma, kas krampları, sinirlilik, belirtileri bilinç kaybına kadar da gidebilmektedir.

Sıcak çarpması yaşayan kişinin hemen serin bir yere alınıp eğer bilinç kaybı gibi ağızdan beslenmeyi engelleyen bir durum yoksa sıvı-elektrolit kaybının giderilmesi gerekir. Bu amaçla 1 litre suya 1 çay kaşığı tuz ve 1 çay kaşığı karbonat karıştırılarak kişiye içirilir. Daha ağır tabloların yaşandığı durumda kişiye hastane koşullarında müdahale edilmesi ve damardan sıvı verilmesi gerekebilir.”

ALINACAK ÖNLEMLER

Yaz ayları ve sıcak havaların olduğu dönemde sıvı alımının artırılmasının önemli olduğunu vurgulayan Ekuklu, şunları kaydetti: “Bunun dışında kronik hastalığı olanlar sıcak havalarda güneş altında durmamalı, ilaçlarını düzenli kullanmalıdırlar. Alınması gereken en önemli önlem sıvı tüketimidir. Özellikle aşırı sıcaklarda özel bir engel yoksa günde 1,5-2 litre sıvı tüketilmeli. Sıvı tüketimi konusunda bebek ve çocuklar özellikle önemlidir. Taze meyve suyu ve ayran bu konuda ilk akla gelenlerdir. Aşırı sıcaklarda alkol tüketimi önemli bir risk yaratır, bundan uzak durmak gerekir. Özellikle güneşin dik geldiği saatlerde (12:00-16:00) açık havada bulunulmamalı. Sıcakta dışarıda dolaşmak zorunda olanlar mutlaka şapka takmalı, açık renkli bol kıyafetler giymeli. Bu tarz, terlemeyi ve sıvı kaybını bir derece önleyecektir.

Yaz aylarında besin zehirlenmelerinin önüne geçmek için hazırlanan yemekler fazla bekletilmeden tüketilmeli. Pişmiş ve çiğ gıdalar ayrı ayrı saklanmalı. Pişmiş yemekler soğumadan buzdolabına konmalı. Mayonez gibi yağlı gıdaların sıcakta bekletilmemesi gerekir. Yağlı ve kızarmış yemeklerin tüketimi azaltılmalı. Özellikle etli ve sütlü besin maddeleri dışarıda bekletilmemeli. Açıkta satılan ve bozulma olasılığı yüksek olan gıda maddelerinden kaçınılmalı. Mümkün olduğunca pişmiş ve sulu gıdalar tercih edilmeli. Alınan tüm gıda maddelerinin son kullanma tarihleri kontrol edilmeli.”

Hayatınızı Kolaylaştırın

Hayatınızı Kolaylaştırın

Sürekli satır aralarını okuyarak, her kelimenin altında başka bir anlam arayarak ve kuruntular yaparak yaşıyorsanız çok fazla düşünüyorsunuz demektir.

Michigan Üniversitesinde psikoloji profesörü olan Susan Nolen-Hoeksema’nın uzun araştırmalar sonucunda kaleme aldığı Fazla düşünen kadınlar, bundan kurtulup hayatınızı nasıl geri kazanırsınız? (Women who think too much, how to break free of overthinking and reclaim your life)adlı kitabı kısaca bazı kadınların her konuda fazla düşünmelerine, endişelenmelerine, her cümle, her kelimenin arkasında başka (gizli) anlam veya mesajlar aramalarına dair.

Fazla düşünmek sorun mu?
Günümüzde kadınlar eskiye nazaran daha bağımsız, kendinden emin, güçlü ve faal. Ancak (hepimiz için geçerli değil tabii) bazen küçük ya da daha büyük bir sorun karşısında kontrolümüzü yitirip olumsuz düşünce ve duyguların altında ezilir ve tüm enerjimizin, hatta yaşam sevincimizin tükendiğini hissederiz. Bu “fazla düşünme hastalığına” yakalandığımızı gösterir. “Ben kimim?”, “Başkaları hakkımda ne düşünüyor?”, “Neden bir türlü mutlu olamıyorum?” gibi sorularla kendimizi yiyip bitiririz.

Kafamızı meşgul edip bizi yoran bu sorular çok daha “spesifik” de olabiliyor. “Neden kardeşimle geçinemiyorum?”, “Neden önümün tıkalı olduğu bu İşte zaman kaybediyorum?”, “Sevgilim bunu söylerken ne demek istedi?”

Bunu hepimiz zaman zaman yapıyoruz, ancak “fazla düşünen kadınlar” bunu birkaç misli şiddette yaşıyor. Başkasının belki de birkaç dakika sonra unutacağı bir sorunu ya da aksiliği (örneğin müdürünüzün sizi bir konuda eleştirmesi ve uyarması, arkadaşınızın kilonuzla ilgili yorum yapması ya da sevgilinizin sizinle ilgilenmek yerine kitap okumayı tercih etmesi) günlerce düşünebiliyorlar.

Kitabın (başlığından da anlaşıldığı gibi) konusunun neden kadınlar üzerine yoğunlaştığına gelince: Karşı cins, yani erkekler bu “fazla düşünme sendromunu daha nadir ve az yaşıyorlarmış. Kadınlar dış görünüş, aile, ilişki, çocuklar, kariyer veya sağlık gibi çok çeşitli konularda uzun uzadıya düşünüp zihinlerinde negatif senaryolar canlandırabiliyorlar. (Bu kadının toplumdaki rolü ile de alakalı, çünkü en büyük yük ve sorumluluk, en çok da manevi anlamda, bir anne, kız kardeş, ailenin kız çocuğu veya eş olarak onun üzerinde.) Bu düşünme/ analiz etme/endişelenme durumu normal ölçülerde olduğunda bir sorun yok. Doğamız gereği, diyebiliyoruz. Ancak çok ileri safhalarda “fazla düşünme” zehirli bir hal alabiliyor.

Üstesinden gelmek mümkün
Kitap, bunu aşama aşama başarabileceğimizi anlatıyor. Birinci adım, yukarıda Örnek verilen durumlarda olduğu gibi olumsuz düşüncelere kapıldığımızda, bunları kontrol altına almaya çalışmak olmalı. İkinci adım, her olaya objektif bakmayı öğrenebilmek ve bankaların sözlerini, davranışlarını ve tepkilerini kişiselleştirmemek, yani üzerine alınmamak ve her söylenenin ardında bir bit yeniği aramamak. Yani sadece duyduğumuzla, okuduğumuzla “yetinmek”, olayları abartmamaya çalışmak lazım. En önemlisi de, “fazla düşünme” tuzağına düşmekten kaçınmak. Böyle bir sorunumuzun olduğunu fark ettiğimizde, tüm bu uyarıları hatırlayıp, “silkinip” tekrar normal ve pozitif modumuza geçebilmeyi başarabilmek. Birçok insan tüm bu aşamaları kendi doğallığında yapıyor. Onlar “fazla düşünme” sorununu tanımıyorlar.

Kendinizi sınayın
Aşağıdaki sorulara “hiçbir zaman” ya da “neredeyse hiçbir zaman” diye cevap verebiliyorsanız, bir sorun yok demektir. Ancak yarısına ya da çoğuna “her zaman” ya da “sık sık” diyorsanız, siz de fazla düşünenlerden olabilirsiniz. Endişeli olduğunuzda olaylara nasıl yaklaşıyorsunuz, nasıl düşünüyorsunuz?

1. Ne kadar yalnız olduğumu düşürüm.
2. Yorgun hisseder ve ıstırap duyarım.
3. Bir şeye odaklanmanın ne kadar zor olduğunu düşünürüm.
4. Ne kadar pasif olduğumu ve motivasyon eksikliğimi düşünürüm.
5. “Neden bunu yapamıyorum!” diye düşünürüm.
6. Geçmiş bir olayı tekrar tekrar düşünür, keşke daha farklı gelişseydi diye hayıflanırım.
7. Ne kadar mutsuz olduğumu düşünür, endişelenirim.
8. Tüm kusurlarımı, başarısızlıklarımı, hatalarımı ve yanlışlarımı düşünürüm.
9. Canımın hiçbir şey yapmak istemediğini düşünürüm.
10. “Olaylarla neden daha iyi baş edemiyorum?” diye düşünürüm.

Neden tehlikeli?
“Fazla düşünme” sorunu tahmin ettiğimizden daha zararlı ve tehlikeli çünkü:
Hayatımızı her anlamda zorlaştırıyor, bizi fazlasıyla yıpratıyor, herhangi bir probleme sağlıklı bir çözüm bulmamızı engelliyor.
İlişkilerimize zarar veriyor, yani bu tavrımız çevremizdekileri rahatsız edebiliyor, bizden uzaklaşmalarına neden olabiliyor.
Bunu çok ileri safhalarda yaşamaya başladığımızda ciddi psikolojik sorunlarla karşılaşabiliyor, depresyona girebiliyoruz.
“Fazla düşünme” kendimize karsı daha acımasız olmamıza sebep olduğu için, bizi sorun ve engellerin karsısında daha savunmasız ve zayıf kılıyor.

Konu ile ilgili daha fazla ve ayrıntılı bilgi için, “Women who think too much: how fo break free of overthinking and reclaim your life”, Susan Nolen-Hoeksetna, 2003, Holt Paperbacks.

ekolay.net

Aynı Maaşla Daha Rahat Harcama Yapın

Aynı Maaşla Daha Rahat Harcama Yapın

Maaşınızı aldığınız hafta yarısından çoğunu faturalara ve kiraya verip, ay sonunu nasıl getireceğinizi düşünmeye mi başlıyorsunuz?

Yaşamsal İhtiyaçlar

Maaşınızı aldığınız gün öncelikle varsa kira, faturalar, yiyecek alışverişi ve yol masrafı gibi yaşamsal ihtiyaçlarınız için gerekli parayı hesaplayıp bir köşeye ayırın. Kalan paranın yüzde 10′unu tekrar ayırın. Bu yüzde 10′luk kısım için bankada bir hesap açın. Bu işi bir angarya gibi görmeyin ve aslında bütçenizi pek de etkilemeyecek bu minik tasarrufu uygulamaya geçirin.

Bu aydan itibaren her ay ana masraflar çıktıktan sonra hesapladığınız bu miktarı bankaya yatırın ve unutun. Paranın geri kalanını dörde bölün. Elinizde kalan para miktarı bir haftada harcamanız gereken miktardır. Böylece ay sonunu nasıl getireceğiniz konusunda strese girmenize de gerek kalmayacak. Yeter ki harcamalarınız, yaptığınız bu haftalık hesaba sadık kalsın ve diğer haftanın hesabıyla karışmasın.

Güzellik Harcamaları

Manikür, pedikür, kuaför, spor salonu ve kozmetik alışverişi gibi masraflar hesaplandığında bir kadının maaşının neredeyse üçte birini güzellik harcamalarına ayırdığı bir gerçek. Dış görünüşünüzden ödün vermenizi söylemiyoruz elbette; ancak bu işi daha ucuza çıkarmak her zaman mümkün, öncelikle kozmetik alışverişleriniz için, ekonomik fiyatlarıyla dünya çapında ün salmış www.strawberrynet.com’a bir tıklamanızı öneriyoruz.

Kuaför masraflarınızı boya gibi gerekli işlemler dışında kısmaya çalışın. Saçlarınızı düzleştirmek ya da kıvrımlar vermek için ihtiyacınıza uygun saç şekillendirici makinelerden birini alabilirsiniz. Ayrıca ayda iki kez manikür ve pediküre gitmek yeterlidir. El ve ayaklarınız için sürekli nemlendirici kullanırsanız, düzgün görünümlerini daha uzun korumuş olursunuz. Bunun yanı sıra tırnak diplerinize besleyici bir kremle masaj yapmak da el ve ayak bakımınızın ömrünü uzatır. Spor salonu üyeliğinizi ise yaz aylarında askıya alıp açık hava aktiviteleri ile form tutmayı deneyebilirsiniz.

Kültür-Sanat Dünyası

Bir kitap kurdu musunuz? Öyleyse sizin gibi kitaplarla haşır neşir olan arkadaşlarınız da vardır. Onlarla değiş tokuş usulüne gidin. Çok satan ve yeni çıkanlar listesini sürekli takip edip kitaplığını güncel tutmaya çalışanlardansanız, zaman zaman mağara fiyatı üzerinden %50’lere varabilen indirimlerle satış yapan online alışveriş sitelerine mutlaka göz atın. Üstelik site yalnız kitap için değil, CD ve DVD gibi ihtiyaçlar için de avantajlı fiyatlar sunan birçok alternatif var.

Sinema tutkunuz için de indirimli seanslara gitmeye çalışın. Bunlar genelde sabah erken saatte olan gösterimler, çalışma saatlerinizi uydurabiliyorsanız şanslısınız. Konser gibi aktivitelerden erken haberdar olursanız biletlerinizi daha uygun fiyatlara bulabilme şansınız da artıyor. İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın sitesi www.iksv.org ve indirimli online bilet satan siteler, sanat faaliyetlerini takip edebileceğiniz adresler. Kültür turu müdavimleri, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın müze kartı avantajından mutlaka faydalanmalı. Türkiye genelinde 300′ün üzerinde müze ve ören yerine ücretsiz giriş sağlayan bu kart sadece 20 YTL.

İlk Haftaya Dikkat

Maaşın en büyük kısmının, alındığı hafta içerisinde harcandığı yapılan araştırmaların kanıtladığı bir gerçek. Dolayısıyla harcamalarınızı dikkatle dizginlemeniz gereken zaman dilimi de bu hafta. Hiç bitmeyecek gibi gelen maaşınızı ilk hafta pervasızca harcamaya başlayıp, ikinci haftanın ortasında kemer sıkma politikasına gideceğinize; ilk haftayı daha dingin yaşamaya çalışın.

Maaşınızı alır almaz arkadaşlarınızla gece turu planları yapmayın. Bu hafta içinde dışarıda yemek sözü vermektense akşam yemeği zamanınızı evinizde geçirmeye çalışın. Elbette tüm ay boyunca çalışıp maaşınızı aldınız ve küçük şımarıklıklar yapmak sizin de hakkınız. Ancak tüm “sosyal kelebek” aktivitelerinizi bir haftaya sığdırıp, maaşınızı aldıktan 10 gün sonra parasız kalmanın sıkıntısını yaşayacak olan da sizsiniz ve istediğinizin bu olmadığını biliyoruz.

Kendinize Sorun

Kendinize yeni bir hediye vermeden önce üzerine birkaç dakika daha harcamanızı öneriyoruz. Canımız sıkıldığında satın alma eğilimlerimiz artıyor. Demek ki tasarruf için mutlu olmanın başka yollarını aramak zorundayız.

Elinizi uzatıp satın almaya yeltendiğiniz her parça için birkaç dakika daha durup, buna gerçekte ihtiyacınız olup olmadığını kendinize sorun. Bunu o an almış olmak ve de rahatlamış hissetmek adına mı alıyorsunuz, yoksa satın alacağanız şey, ihtiyacınız olan ve bütçeniz açısından da bir fırsat olarak nitelendirebileceğiniz pahada bir şey mi? Sorunun cevabına göre ya kasaya ya da çıkış kapısına ilerleyin.

Üç Gün Kuralı

Kredi kartı ile alışveriş yapmak nakit para ile yapmaktan her zaman daha kolaydır. Elimizden çıkan para miktarını görmeyince, ekstre ödemesini yapacağımız bir dahaki ayın da hiç gelmeyeceğini sanarak kartı uzatıveririz kasa görevlisine. İşte üç gün kuralı, bu gibi durumlarda kullanmak için.

Satın almak istediğiniz her ne ise kararınızı verdikten sonra mağazadan çıkın ve bu üç günü o ürünün aklınızda ne kadar yer ettiğini tespit etmek için kullanın. Gerçekten istiyorsanız ertesi gün kendinizle savaşıyor olabilirsiniz ya da satın alma arzunuzu akşama kadar yitirebilirsiniz. Dolayısıyla bu minik test işe yarıyor.

Ancak giysi ve ayakkabı gibi ihtiyaçlar söz konusu olduğunda üç gün testinin indirim dönemlerinde uygulanmasının pek doğru olmadığını belirtmekte fayda var. İndirim dönemlerinde ürün daha elinizdeyken üzerinde birkaç çift göz daha olabileceği gerçeğini düşündüğümüz için söylüyoruz. Ancak indirimlerin de tuzak zamanlar olduğunu ve ihtiyaç dışı harcamalara çanak tuttuğunu hatırlatalım. Hem kendiniz hem bütçeniz için, bilinçli alışveriş yapmaya özen gösterin.

Ucuza İletişim

Cep telefonlarını internet üzerinden chat için kullananların sayısı her geçen gün artıyor. Siz de bunlardan biriyseniz, faturanızın tutarına pek de olumlu katkısı olmadığını fark etmişsinizdir. Bilgisayar üzerinden bağlantı kurduğunuzda ödeme yapmazken neden ekstra ödeyip cep telefonunuzun küçük tuşları arasında sek sek oynayasınız ki? Bilgisayarınızın internet bağlantısı için ne de olsa bir miktar ödüyorsunuz. Bırakın chat alışkanlığınızın faturada bu miktarın içinde olsun.

Bu arada telefon faturanızı biraz daha rahatlatmak için hattınızın müşteri temsilcilerinden son tarife kampanyalarına dair güncel haberleri de almayı unutmayın. Varlığından haberdar olmadığınız bu güncel kampanyalar, faturanızın tutarını aşağıya çekecektir.

ekolay.net