Çocuk bakıcısı seçerken dikkat

Çocuk bakıcısı seçerken dikkat

Çocukları için doğru çocuk bakıcısını bulmak anne-babalar için en zor deneyimlerden biridir.

Çocuklarını çalışarak büyüten anneler, çocuklarını bir bakıcıya emanet etmenin yaşamlarındaki en zor tecrübelerden biri olduğunu söylerler. Aileler, çok zor olan çocuk bakıcısı arayışı ve doğru bakıcıya karar verme süreçlerinde belli noktalara dikkat ederlerse kendileri ve çocukları için en sağlıklı seçimi kolaylıkla yapabilirler.

Öncelikle, aileler, çocuk bakıcısı aramaya başlamadan önce bakıcıda aradıkları özellikleri ve bu özelliklerin önem derecelerini belirlemeliler. Bakıcıyı hangi kanaldan bulmak istediklerine karar verdikten sonra, kendilerine aracılık yapan kişilerle de aradıkları temel özellikleri paylaşmalılar. Anne-babalar, çocuk bakıcısı ile görüşmeyi birlikte yapmalı, bakıcının ne zaman çalışmaya başlayacağına, bakıcının iş tanımına ve bakıcıdan neler beklediklerine birlikte karar vermelidir. Bakıcı arayışına girmeden önce, çocuğa akrabalardan birinin bakıp bakmaması konusu konuşulmuş ve bu konudaki kesin karar da verilmiş olmalıdır. Bazı eşler bu konularda birbirleriyle yeterince açık konuşamamaktadır. Eşlerden biri çocuğuna bakıcının bakmasını uygun bulurken, bir diğeri çocuğa annesinin bakmasını isteyebilir; bu gibi kararlar bakıcı arayışı başlamadan verilmelidir. Bu konular önceden konuşulmazsa, karar verme sürecinde veya bakıcıyla görüşme sırasında gönülsüz eş nedeniyle anlaşmazlık yaşanabilir. Çocuğa bakmasına karar verilen kişi bir akraba olabilir, bu durumda aşağıdaki koşulların karşılanmasına dikkat edin;

Bu kişinin çocuğunuza bakmaya gerçekten gönüllü ve uygun olduğundan emin olun,

Bu kişiden çocuğunuza mümkünse kendi evinizde bakmasını isteyin,

Çocuğunuzun geceleri ve hafta sonları sizinle kalmasını sağlayın,

Bu kişiye çocuğunuzun bakımı ve eğitimi ile ilgili tüm beklentilerinizi açık bir şekilde ve anne-baba biraradayken bildirin.

Çocuğunuza bakan kişi ister bir akraba veya aile büyüğü olsun, isterse bir çocuk bakıcısı olsun, çocuğunuzun kendi evinizde bakılmasını sağlmanız daha uygun olur. Kendi evinizde temizlik, düzen ve hijyen kurallarını daha kolay koyabilir ve uygulanmasını daha kolay sağlayabilirsiniz. Ayrıca, çocuğunuzun yaş dönemine ve dönemsel gelişimine göre karşılaşabileceği tehlikelere karşı önlem alabilmeniz de daha kolaylaşır. Örneğin emeklemeye başladığında, prizler veya mutfak çekmeceleriyle ilgili önlem almanız gerektiğinde, bunu kendi evinizde yapmanız daha kolay olur. Başka bir evde, even giren çıkan kişileri kontrol edemezsiniz, ancak kendi evinizde bu tip bir kontrolünüz olabilir. Tüm bunların dışında, çocuğun kendi oyuncaklarından ve evinden ayrı kalmaması, kendini güvende hissetmesi açısından da önemlidir.

Çocuğunuza bakmasına karar verdiğiniz kişinin normal koşullarda çocuğunuz 3 yaşına gelene kadar sizinle çalışmayı düşünüp düşünmediğini öğrenin. Böylece, çocuğunuz kreş yaşına gelene kadar bakıcı değiştirmek zorunda kalmazsınız. Çocuğunuza bakacak kişi akrabanız da olsa bunu onunla konuşmalısınız; çünkü çocukların sık bakıcı değiştirmeleri doğru değildir. Çocuk yetişkine bağlanır ve onunla duygusal bağ kurar, bebeklik döneminde sık sık değişen bakıcılar çocuğun psikolojisi açısından sağlıksızdır. Ayrıca, her defasında yeni birine alışmaya çalışmak çocuk için de, anne-baba için de yorucudur.

Her ailenin çocuklarına bakıcı ararken belirledikleri özellikler farklıdır, ancak, ailelere hatırlatma olması bakımından, çocuk bakıcısı ararken dikkat edilmesi gereken noktalar aşağıdaki gibi sıralanabilinir;

Temiz, düzenli ve dürüst olmasına,

Aile yaşantısının düzenli olmasına,

Dakik ve elinin çabuk olmasına,

Sevecen ve güleryüzlü olmasına,

Esnek ve hoşgörülü olmasına, katı-kuralcı olmamasına,

Yeniliğe ve değişime açık olmasına, sabit fikirli olmamasına,

Sorumluluk ve insiyatif sahibi olmasına,

İletişim becerisinin olmasına,

Kişilik olarak bakılacak çocuğun annesine benzemesine,

Sabırlı olmasına,

Eğitimli, kendini yetiştirmiş ve bilinçli olmasına,

Çocuğu ya da işe devamını etkileyecek bir rahatsızlığının olmamasına,

Sigara içmemesine.

Çalışacağınız bakıcıya karar vermeden önce mümkünse bakıcıyı evinde ziyaret edin, kendi çocukları varsa onlarla ilişkisini gözlemleyin. Unutmayın, bir bakıcı, sizin çocuğunuza en fazla kendi çocuklarına davrandığı kadar iyi davranabilir. Sizin çocuğunuza, kendi çocuklarına davrandığından daha vicdanlı ve merhametli davranamaz, sizin çocuğunuzu, kendi çocuklarını sevdiğinden daha fazla sevemez.
Ayrıca, bakıcının varsa referanslarıyla ve komşularıyla görüşün, nüfus cüzdanı örneği vb. gerekli belgeleri temin edin.

Çocuğunuza bakmasına karar verdiğiniz kişinin çocuk bakıcılığı için gerçekten yeterli ve uygun olduğundan emin olun. Bunun için gerekirse, bu konuda çalışan, kişillik testleri uygulayan veya çocuk bakıcılarıyla görüşmeler yapan bir psikologdan yardım alabilirsiniz. Koşullarınız gerektirmiyorsa, bakıcının yatılı kalmasını talep etmeyin. Bakıcının yatılı çalışması gerekiyorsa, çocuğunuzla akşamları siz ilgilenmeye çalışın. Çalışan kişinin sosyal ortamından ve ailesinden sürekli ayrı kalması onun sağlığı açısından çok sağlıklı değildir. Bakıcının çalışma düzenini ve iş tanımını önceden belirleyin, çocuğunuzun bakımı ve eğitimi ile ilgili tüm beklentilerinizle birlikte açık bir şekilde ve anne -baba biraradayken konuşun. Bakıcıdan performansının üzerinde beklentilerinizin olmamasına dikkat edin, ona kendi evindeki gibi rahat edebileceği bir ortam yaratmaya çalışın. Ailedeki herkesin çocuğunuzun bakıcısına sevgi ve saygıyla yaklaşmasını sağlayın. Bu kişinin en kutsal mesleklerden birini icra ettiğini herkese hatırlatın.

Çalışan bir anneyseniz, işe başlamadan önce yeterli bir süre çocuğunuza bu kişiyle birlikte bakın. Çalışmaya başlamadan önce aşamalı olarak günün belirli saatlerinde evden uzaklaşarak çocuğunuzu bu uzun süreli ayrılığa yavaş yavaş alıştırın. Birlikte çalıştığınız kişiyi yeterince tanımadan çocuğunuzu bırakmak zorunda kalırsanız, sık sık evinizi arayarak evde herşeyin yolunda olduğundan emin olmaya çalışabilirsiniz veya komşularınızdan, akrabalarınızdan birinden arada bir eve uğramasını rica ederek çocuğunuzu kontrol etmelerini rica edebilirsiniz.

 

Bebekte reflü olursa

Bebekte reflü olursa

Yetişkin hastalığı ve mide yanması olarak bilinen reflü, aslında bebeklerde daha çok görülüyor! Aşırı kusmayla ve öksürükle kendini gösteren reflüde; en önemli nokta sabırlı olmayı bilmek ve basit önlemler almak. Yüzde 80i bebek bir yaşına geldiğinde atlatılan reflüye karşı; bebeğinizi başı dik yatırın, anne sütüyle az ve sık besleyin, biberondan uzak durun!

Medical Park Fatih Hastanesi Çocuk Hastalıkları ve Sağlığı Uzmanı Dr. Feyza Çivici Gümüş; yetişkin hastalığı olarak bilinen ancak bebeklerde de sıkça görülen reflü hastalığıyla ilgili bilgiler verdi:

Reflü nedir?
Halk arasında mide yanması ya da mide reflüsü olarak bilinen reflüyü kabaca geri kaçış olarak tanımlayabiliriz. Reflü hastalığı da; mide içeriğinin (salgılar, mide asidi ve gıdaların hazmedilmesini sağlayan pepsin maddesi) yemek borusuna geri kaçmasıdır. Normalde gıdaların yemek borusundan mideye geçmesinden sonra, yemek borusuna geri gelmemeleri gerekir. Ama reflü hastalığında bu düzen bozuluyor. Mideden yemek borusuna doğru olan kaçak, sadece yemek borusunun alt kısmında olduğunda buna gastro-özofageal reflü, gırtlak seviyesine kadar olduğunda larengo-farengeal reflü adı veriliyor.

Bebeklerde de reflü olur mu?
Yetişkin hastalığı olarak bilinir ama aslında tam tersidir. Reflü hastalığı, sanıldığının aksine sadece yetişkinlerde görülmez; hatta daha sıklıkla bebeklerde ve çocuklarda gözlemlenir. Bebeklerde reflünün sık görülmesinin nedeni; gıdaların mideye geçişine izin veren kapakçık mekanizmasının henüz yeterince çalışmıyor olması ve bebeklerin çoğunlukla yatar pozisyonda olup, sıvı gıdalarla beslenmesidir.

Bebeklerdeki reflünün belirtileri nelerdir?
Bebeklerin çoğu mama yedikten veya süt emdikten sonra yediklerini çıkarırlar. Bazı bebeklerde bu daha sık ve yoğun olarak görülür. Bebekler yediklerini çok sık çıkardıklarında, anne ve babalar telaşlanarak doktora başvurur. Reflü; pek çok farklı belirtiyle kendini gösterdiğinden ve diğer organları da etkilediğinden birçok hastalıkla karıştırılabiliyor. O nedenle belirtilerini çok iyi bilmek gerekiyor. Tekrarlayan üst solunum yolu iltihapları, geçmeyen ses kısıklıkları, hırıltılar, öksürük gibi solunum yolu belirtilerinde, reflü hastalığı ihtimali düşünülmeli.

YÜRÜMEYE BAŞLADIĞINDA GEÇER

Ne zaman doktora gidilmeli?
Bebeklerde sıklıkla görülen reflü, ‘fizyolojik’ olarak nitelendirilir ve hastalık olarak kabul edilmez. Bu bebeklerin gelişiminde ve kilo almasında bir sorun olmaz. Sadece sık olarak kusmalar gözlenir. Bebeğin büyümeye başlamasıyla (özellikle yürümeye başladığı bir yaşına doğru); katı gıdalara geçilmesi ve kendi başına dik şekilde oturmaya başlamasıyla kendiliğinden belirtiler azalarak, reflü ortadan kalkabilir. Böyle bebeklere tedavi gerekmez. Kısacası; sabırlı olur ve zaman tanırsanız bebeğiniz bir yaşında reflüyü atlatmış olur. Ancak kusmalar şiddetini ve sıklığını arttırıyor, bebek kilo alamıyor, solunum yolu şikayetleri yoğunlukla yaşanmaya başlanıyorsa; bir çocuk doktoruna başvurarak çocuk takip edilmelidir.

Bebeklerdeki reflü başka hastalıklara da neden olur mu?
Bebeklik çağında yaşanan reflüler çoğunlukla kendiliğinden veya alınacak bazı tedbirlerle düzelmekle beraber birtakım farklı hastalıklara da neden olabilir. Bunlar içinde en sıklıkla rastladıklarımız; yemek borusu deformiteleri, larenjit, solunum yolu enfeksiyonları, zatürree, kansızlık, sinüzit ve orta kulak iltihabı sayılabilir.

BAŞI YUKARIDA YATIRIN

Ne gibi önlemler alınabilir?
Bebeğin reflüden az etkilenmesi için duruş pozisyonuna çok dikkat etmek gerekir. En doğru pozisyon; yemek yedikten sonra onları karınları üzerine baş yukarıda olacak şekilde yatırmaktır. Ancak bebeklerin çoğu bu pozisyonda durmak istemez ve ağlarlar; bu durumda bebek sırt üstü ve baş ve gövde dik olacak şekilde 45 derecelik açıyla, yukarıda olacak şekilde yatırılabilir. Bu duruş için yatakta kaymayı önleyici ve açı verici yastıklardan yararlanılabilir.

Beslenmesinde nelere dikkat etmek gerekir?
Her şeyden önce; anne sütüyle beslenen bebeklerde reflüye daha az rastlanır. Bebek mümkün olduğunca anne sütüyle, az ve sık beslenmeli. Anne sütü almayan bebeklerde; mamada değişiklik yapılması, reflünün bir süre azalmasını sağlar ama bir süre sonra şikayetler yeniden başlar. Biberonla beslenme de reflüyü artırıcı etki yapabilir; bebek biberondan mamayı çekemediğinde daha fazla hava yutar ve bu da reflüyü tetikler. Katı yiyeceklerle ve kaşıkla beslenmeye geçildiğinde reflünün azaldığı görülür.

Nasıl tedavi edilir?
Kusmalar şiddetini ve sıklığını arttırıyor, solunum yolu şikayetleri yoğunlukla yaşanmaya başlanıyor ve alınan tüm önlemlere rağmen şikayetler devam ediyorsa; önce ilaç tedavisine, nadiren de olsa cerrahi tedaviye başvurulabilir. Tedaviye gerek görülen çok az çocukta sıklıkla uygulanan tedavi ise nissen funduplikasyon ameliyatıdır. Bu ameliyatta, midenin üst kısmı yemek borusunu çevresine sarılır. Böylece mide kasıldığında, sarılan kısım da kasılarak ve yemek borusunu kapatarak geriye kaçış önlenir.

REFLÜYE KARŞI BASİT AMA ETKİLİ ÖNLEMLER

Anne ve babalar aşağıdaki önlemleri alırsa; çoğu bebekte ilaca gerek kalmadan reflü tedavi edilebilir:
• Bebekleri beslenme sonrası başı yukarıya gelecek şekilde karın ya da sırt üstü yatırmak (yatakta kaymayı önleyici ve istenilen 45 derecelik açıyı sağlayan yastıklar kullanılabilir).
• Mümkün olabildiğince anne sütü ile sık sık, az az beslenme.
• Bebeğini anne sütü ile besleyen annelerin; kendi beslenmelerinde kafeinli içeceklerden kaçınması ve sigaradan uzak durması.
• Bebeğin beslenme sonrası gazının çıkartılması.
• Mama kullanımında daha koyu kıvamlı özel mamaların kullanılması.
• Beslenme sonrası; bebeğin ağlama ve gülme gibi karın kaslarını harekete geçiren ve hava yutmasına neden olan aktivitelerden uzak tutulması.

BU BELİRTİLERE DİKKAT!

Aşağıdaki belirtiler varsa bebeğiniz reflü olabilir:
• Sık sık kusma
• Hırıltı ve geçmeyen öksürük
• Ses kısıklığı
• Sık yaşanan akciğer enfeksiyonları
• Aşırı salya çıkarma
• Beslenme sorunları (az emme)
• Gaz ve karın ağrısı nedeni ile aşırı ağlama
• Sık gaz çıkarma
• Uyku bozuklukları

Bakıcı adayına sorulması gerekenler

Bakıcı adayına sorulması gerekenler

Çocuk Gelişim Uzmanı Şenay Yılmaz, bakıcı adaylarına mutlaka sormanız gereken 9 soruyu açıkladı.

Çocuğu olan çalışan annelerin en büyük sorunlarından biri doğru bakıcıyı bulmaktır. Elbetteki her çocuk bakıcısı, çocuğa en sağlıklı, en güvenli ve gelişimini destekler şekilde bakacağını taahhüt eder. Ancak şu bir gerçektirki çocuğa en iyi bakacak kişi de yine kendi annesidir.

Bakıcı bulmak zor bir o kadarda sıkıntılı bir süreçtir. Çok aşırı seçici olmak, beklentilerin yüksek olması yada doğru kriteleri bilememenin getirdiği gerginlik bu süreci anne için kabusa çevirir. Öncelikli çocuğunuza bakıcı bulmak zorunluluğunuz net ise bir kaç noktaya dikkat etmeniz lazım.

Bakıcı ararken gerekirse aksi olun, her işe burnunu sokan, her soruyu soran, meraklı, paranoyak belki biraz huysuz. Anne baba olarak çocuğunuz için vereceğiniz bu karar seçici olma hakkınızı da getirir. Sorularınızı unutmamak adına gerekirse bir yere not alın. Gerekirse verilen cevapları da bir yere yazın. Değerlendirme aşamasında size faydası olacaktır.

Bakıcı adayına soracağınız şu 9 soru onun çocuğunuz için ne kadar doğru bir aday olup olmadığı hakkında size fikir verecektir.

1. Daha önce bakıcılık yaptınız mı? Eğer yaptı iseniz kaç çocuğa baktınız? Eğer mümkünse bu kişilerin telefonlarını alabilir miyim?.( Bu soruyla kişinin tecrübesi, referansları ve çocukları ne kadar tanıdığı konusunda fikir sahibi olabilirsiniz.)

2. Çocuk hastalıklarını biliyor musunuz? Çocuk hastalandığında nelere dikkat edersiniz? ( Olası durumda nasıl davranacağı hakkında size fikir verir. )

3. Çocuğum düştü ve yaralandı. Ne yaparsınız? İlk yardım bilginiz ne kadar? ( Olası tehlikeli durumlardaki mesleki yeterliliğini görebilirsiniz.)

4. Acil bir durumda ne yaparsınız? Acil durumlarınız nelerdir? ( Kişinin öncelikleri ve acil kelimesinin onda yarattığı imajı görebilirsiniz.)

5. Çocuk için kurallarınız nelerdir? Kuralları nasıl uygularsınız? ( Eğitim yöntemi hakkında fikir verecektir.)

6. Tuvalet eğitimi verdiniz mi? Tuvalet eğitimi ile ilgili yaşanabilecek olası sorunlar sizi ne kadar etkiler? ( Bez değiştirme, çocuğun tuvalet ihtiyacı gibi konulara hakimiyeti hakkında fikir verir.)

7. Beslenmesinde nelere dikkat edersiniz? ( Sağlıklı beslenme bilgisi hakkında fikir verir.)

8. Çocukla geçirdiğiniz bir gününüzü anlatır mısınız? ( Planlı ve düzenli olup olmadığı hakkında fikir verir.)

9. Çocuk bakımına ilişkin yeterlilik belgeniz, sertifikanız yada diplomanız var mı? ( Resmi olarak yeterliliği hakkında bilgi verir. )

Bu sorular haricinde yaşadığı ortamı, semti yada koşullarını da etüt etmenizde fayda var. Sizin evinize uzaklığı yada yakınlığı da diğer dikkat edilmesi gereken bir husustur. Her ne kadar bu sorular kesin kişiyi direkt göstermez ise de fikir verecektir. Eğer bu soruların hepsine olumlu cevaplar almanıza rağmen içinizden bir ses doğru kişi olmadığını söylüyorsa o zaman sadece içinizdeki sesi dinleyin.. Çünkü bir anne gözünün görebileceği şeyleri tarif edecek cümleler bulmak imkansızdır.

Pozitif Gelişim Özel Eğitim Ve Aile Danışmanlık Merkezi
Çocuk Gelişim Uzmanı
Şenay Yılmaz

Yenidoğan bebekler

Yenidoğan bebekler

Yenidoğan dönemi ile ilgili merak ettiğiniz her şey…

Tarama testleri

Yenidoğan bakımında en önemli şey koruyucu doktorluktur. Olası sorunların mümkünse doğum anından itibaren bebeğe zarar vermeden saptanması, gereken önlem ve tedavinin hızla uygulanması, bebeğin sağlıklı büyüyüp gelişmesi için gerekli koşullardan biridir. Yenidoğan dönemi olarak isimlendirilen yaşamın ilk bir ayının bu özel tanımının anlamı, bebeğin olası yaşam ömrünü, kalitesini yükseltecek bakımın ve tedavinin sağlanabilmesidir. Yeni doğan bebeğin ilk günledeki takibinde standart uygulamalardan biri de tarama testleridir. Tarama testleri tüm dünyada yaygın olarak uygulanıyor. Amaç; tedavisi olan ve tedavi sonucunda sağlıklı büyümenin sağlandığı, ucuza mal edilmiş testlerle tanı konulabilen, standart muayene ile saptanamayan hastalıkları erken dönemde tanıyabilmek ve bebek zarar görmeden tedaviye başlayabilmek esasına dayanıyor.

Türkiye’da tarama testleri mutlaka yapılmalı!

Metabolik ve genetik hastalıklar, çoğunlukla aileden bebeğe kalıtsal olarak geçiyor. Ülkemizde sık görülen akraba evlilikleri nedeniyle daha çok görülüyor. Bu nedenle Türkiye’de tarama testlerinin yapılması özel bir önem taşıyor. Tarama testleri ile tanı konulabilen onlarca hastalık mevcut. Genetik ve moleküler biyolojinin son yıllardaki hızlı gelişimiyle her geçen gün tanı konan hasta sayısı artıyor. Ülkemizde de çok sayıda hastalık için tarama testi yapılabiliyor. Türkiye’de yılda yaklaşık 1 milyon 200 bin bebek doğuyor. Sağlık Bakanlığı tarafından tüm yenidoğanlara ülkemiz koşullarında gerekli olan iki tarama testi rutin olarak uygulanıyor. Testler, topuktan alınan kanın özel bir kağıda emdirilmesiyle yapılıyor. Hipotiroidi için TSH, fenilketonüri için fenilalanin düzeyleri ölçülüyor. Tarama testleriyle yapılan ölçümlerde değeri yüksek bulunan hastalar tekrar ayrıntılı testlerle değerlendiriliyor. Tarama testleri sonucunda tekrar kontrole çağırılan bebeklerin anne-babaları tedirgin olmamalıdır. Ayrıntılı teste çağırılan hastaların çok azında hastalık saptanıyor. Önemli olan tarama testi uygulamasına tedirgin olmadan katılmak olmalıdır. Yaşamın ilk günlerinde hastalık saptanan bebek, erken başlanan uygun tedaviyle sağlıklı olarak büyüyecektir.

Konjenital hipotiroidi ve fenilketonüri

Konjenital hipotiroidi doğuştan itibaren tiroit bezinin hiç çalışmaması halidir. Ülkemizde görülme sıklığı 3 bin 500 doğumda 1’dir. Tiroid hormonu, anne karnında ve bebek doğduktan sonra büyüme ve sinir sisteminin gelişmesi için önemli bir hormondur ve eksikliği cücelik derecesinde boy kısalığı ve ağır zeka geriliğine neden olur. Tedaviye yaşamın ilk iki haftasında başlanmalıdır, birinci aydan sonra başlanan tedaviler bile sinir sistemi gelişiminde aksamalara neden olabilir. Tedavi, eksik olan tiroit hormonunu yerine koymak amaçldır. Tedavi için kullanılan ilaç maliyeti çok düşüktür. Önemli olan çocuk gelişiminin önemli olduğu ilk yıllarında, çocuk endokrinolojisi konusunda deneyimli bir doktor tarafından yakından izlenmesidir. Bebekler hızlı büyüdüklerinden dışarıdan verilen tiroit hormonunun dozunun sık sık ayarlanması gerekir. Bu nedenle özellikle yaşamın ilk beş yılında bebeğin kontrollerinin uygun sıklıklarda yapılması ve anne-baba tarafından kesinlikle ihmal edilmemesi önemlidir. Bebek bu koşullarda tamamen sağlıklı bir birey olarak yaşamını devam ettirecektir.

Fenilketonüri ise, proteinin en küçük parçası olan bir aminoasidin (fenil alanin) vücutta kullanımıyla ilgili bozukluğa bağlı metabolizma hastalığıdır. Dünyada sıklık 10bin-30bin doğumda bir olmasında rağmen ülkemizde akraba evliliklerinin sık olması nedeniyle 3bin-4bin doğumda bir görülüyor. Anne karnında, fenilalanin anne vücudu tarafından temizlendiğinden birikmez ve hamilelik boyunca sağlıklı büyüme devam eder. Doğumdan sonra bebeğin beslenmeye başlamasıyla beraber bir enzim eksikliği nedeniyle vücutta fenilalanin isimli bir aminoasid birikir ve özellikle sinir sistemi gelişimini olumsuz etkiler. Bu bebeklerde konvulziyonlar ve spastik bebek gelişimi sık görülen bir durumdur. Bebekte sinir sistemi hasarı olduktan sonra geri dönüşümü ve tedavisi yoktur. Tedavi edilmeyen bebeklerde ağır zeka geriliği kaçınılmaz bir bulgudur. Tedavisi ise mümkünse doğumun ilk haftasından itibaren bebeğin aldığı gıdalarda fenilalanin isimli amino asidin olmamasına dayanır. Bu nedenle fenilketonüri tanısı almış bebekler anne sütü, diğer sütler ve normal mamalarla beslenemezler. Bu bebekler için özel olarak hazırlanmış fenilalaninsiz mamalar yaşamın ilk yıllarının tek beslenme ürünüdür. Yine bu bebekler büyüme sürecinde, hastalık konusunda deneyimli beslenme ve metabolizma uzmanlarınca izlenmelidir. Yaşamın ilk günlerinde başlanan tedavi sağlıklı büyümenin ilk şartıdır.

Dadı kimdir? Nasıl seçilir?

Dadı kimdir? Nasıl seçilir?

Gündemdeki sıcak konu dadı. Aslında annelerin hayatında hep sıcaklığını korumuş bir konu. Bebek doğduktan sonraki büyüyü bozan yegane konulardan biri. Ailelerin içini kemiren soru: Kim bakacak?

Anne çalışma hayatına dönmeden önce bu süreç başlıyor. Bazen büyükanneler devreye giriyor. Bazen ikisi birden olaya kanalize ediliyor. Bakıcı bakıyor, büyükanne gözetmenlik yapıyor. Hepsinin artısı eksisi konuşuluyor. Her anne bu konudaki sıkıntılardan, hayatına kaç tane dadı girip çıktığından yakınmaya devam ediyor.

Konuya önce anne babalara destek olmaya çalışan bir profesyonel gözüyle bakacağım. Tabii ki hiçbir konuda olmadığı gibi bu konuda da bir reçete yok. Yani doğru dadı/bakıcı kimdir? sorusunun net bir cevabı yok. Çünkü aileye, çocuğa ve birçok başka konuya göre değişecektir cevap.

Bu yüzden çıkış noktası yine aynayı önce kendimize döndürüp bakmak: Ben nasıl bir anneyim/babayım? Biz nasıl bir aileyiz? Çocuğum nasıl bir çocuk? Bütün bu sorulara verilen cevapların bizi getirdiği nokta “bakıcıdan ne bekliyorum?” İyi bir bakıcı bulmaya çalışırken temel çıkış noktası bu olmalı. Aileler çoğunlukla bu kriterleri net olarak belirlemeden işe başlıyor. Şöyle düşünelim; siz iş hayatında yeni bir işe girecek olsanız; iş tanımının ne olduğunu bilmek istemez misiniz? Benzer şekilde bir bakıcının da bir iş tanımı olmalı. Ondan ne bekleyeceğinizi öncelikle siz ve tabii ki o bilmeli. Yani çocuğuma baksın ama zaten zamanı da artıyor ütüyü de yapıversin, yemeği de sıkıştıralım araya çok mantıklı ve adilane gelmiyor bana. Eğer en değerli varlığınızı, canınızı teslim ediyorsanız, o zaman en öncelikle onun bakımıdır sorumluluk alanı. Bir de bakımıyla bağlantılı işler tabii… Beklenti net olursa değerlendirme de net oluyor. Neyi yapıp yapmayacağını o da biliyor siz de. İş tanımında olan bir şey yerine getirilmediyse, sebep ve sonucunu değerlendirmek de daha kolaylaşıyor.

Beklenti ile çok paralel bir diğer konu; sahip olacağı haklar, maddi, manevi imkanlar. Ne kadar para alacak, kaç saat/kaç gün çalışacak, ne zaman hangi şartlarda izin yapacak? Bunlar aslında dadının çocuğa bakma performasını ve motivasyonunu bazen doğrudan bazen de dolaylı etkiliyor. Ancak aileler tarafına baktığımda bu önemli konunun açıklıkla paylaşıldığını, empati ile karşının görüş ve isteklerinin değerlendirildiğini çok az görüyorum maalesef. Genel algı “ben işverenim, o çalışan” şeklinde. Her şeyi ben belirlerim. O yapmakla yükümlü. Yapmazsa da kızarım, surat asarım ama o böyle davranamaz!

Beklentiler netleştikten sonra devreye değerler giriyor. “Benim anne baba olarak değerlerim, çocuğa vermek istediklerim ne?” “Çocuğuma bakacak bu insanınkiler ile örtüşüyor mu?” Neden bahsediyoruz değer deyince: sevgi, şefkat, dürüstlük, çalışkanlık vs vs…Bunlar o kadar basit şeyler değil tabii. Karşınızdakini bu derece analiz edebilmeniz, anlayabilmeniz hiç kolay değil. Bazıları ilk görüşte anlaşılıyor, bazıları zamanla ortaya çıkıyor. Yine de anne babaların bu farkındalıkları yüksek olursa; buna en yakın profili bulma şansları artar diye düşünüyorum. Yine önemli başka bir konu; benim kültürümden mi olsun, benim dilimi mi konuşsun; başka bir kültürden olması ne kadar sorun yaratabilir? Benim şahsi fikrim hep şu oldu: Aynı dili konuşamazsam; kendimi, beklentilerimi yeterince iyi anlatamazsam bu iş nasıl olacak? Ben onunla anlaşamazsam, o çocuğumla nasıl anlaşacak? Çocuğumu ve ihtiyaçlarını nasıl anlayacak?

Sonuç olarak tüm bu hassas noktalar iyi irdelenmediğinde; dadı bir hizmetçi, az paraya çok iş yaptırılan biri haline dönüşebiliyor maalesef. Kaçınılmaz olarak da,takvim yaprağı değişir gibi değişiyor.

Şimdi diyebilirsiniz; iyi güzel söylüyorsun da işler gerçekte böyle olmuyor diye. Doğru tabii; başka birçok farktör de var mutlaka. Bazen şans, kısmet de diyoruz buna! Bu noktada; anne olarak kendi tecrübemi de aktarmak istiyorum. İş hayatına döndüğümde oğlum Yiğit 6 aylıktı. 6 aydan 7 yaşına kadar aynı bakıcı bizimle oldu! Biz ona hiçbir zaman bakıcı, dadı demedik zaten. O Yiğit’in teyzesiydi. Hep “siz” diye seslendik ona. Aileden biri oldu Nilgün teyzemiz. Artık büyüdüğü ve böyle bir desteğe ihtiyacımız kalmadığı için ayrıldık kendisinden. Ağlaşarak, kucaklaşarak. Başka bir şehire taşındı ama İstanbul’a her gelişinde; o sıkışık programında mutkala bize uğrar, özellikle Yiğit ile mutlaka hasret giderir. Biz de her zaman sevgiyle anıyoruz kendisini.

Şans faktörü vardır bunda eminim. Ancak biz de arama aşamasında eleme kriterlerini çok sıkı tuttuk biliyorum. Bir gün bile gözüm arkada kalmadan gittim işe; benim sağ kolum oldu yıllar içinde…Ayrıca inandığım başka bir şey daha var: Ne kadar verirsen, o kadar alırsın. Tabii samimiyetle ve karşılık beklemeden verirsen.

Figen Küçükkoner Kırca
www.lifefocus-tr.com
figen.kirca@lifefocus-tr.com